İnternet Gazete
 
 
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

ÖNEMLİ LİNKLER
Mustafa Kemal Atatürk
Nihal Atsız
 

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama
 

TÜRKİYE VE RUSYA

Buğra ATSIZ

24 Şubat 2010, 12:30

Buğra ATSIZ

Daha geçtiğimiz günlerde AB ülkeleri elçilerine verilen bir yemekte AB ülkelerini her türlü diplomatik teâmüle ve terbiyeye aykırı olarak “körlükle” suçlayan Türkiye Cumhûriyeti başbakanı Tayyib Erdoğana ilk cevap Ankaradaki İspanya Büyükelçisinden geldi. Elçi bir deveci kahvesi müdâvimi ağzıyla değil, kibarca ‘girmek istediği kulübün üyelerini iknâ etmek Türkiyenin şu anda yapması gerekenlerin önünde gelmektedir’ anlamına gelen sözler sarf ederek yol gösterdi. Ama Türkiye hâlâ ABye girmek istiyor mu, istemiyor mu, o da ayrı bir konu. Bu konu zâten  genel olarak milletin gündeminde değil. Parmakla sayılacak birkaç aklı başında yazar dışında basın İsviçrede minârelerin, Fransada çarşafın yasaklanması, Sûriye ile ilişkilerin geliştirilmesi ve daha birkaç ıvır zıvır ülke ile vizelerin kaldırılması gibi hayâtî ehemmiyeti hâiz (!) konularla uğraşmakta. Tabiî bu arada Nûrculuğu ve Nûrculuğun ne menhûs bir hareket olduğunu bilmedikleri için Fetullaha ne olur ne olmaz diye yalakalık eden ve avanesini Muhammedin yolunda sanan cühelâ tâ’ifesinin karaladığı herzeler de caba. Ama konumuz bu değil.
Türkiye ve Rusya arasındaki münâsebetler 2009 yılının şubatında Cumhûrbaşkanı Gül’ün Rusyayı ve bu arada enerji kaynağı zengini Tataristanı ziyâretiyle hızlandı. Bilindiği gibi Sovyetler 1991de yıkılmadan Türkiyenin bu ülke ile ilişkileri kayda değer değildi. Sovyetler Türkiyeyi Batının Kafkasya ve Orta Asya cumhûriyetlerine sızma planlarının bir ön karakolu olarak görmekteydiler.  Fakat 1991den sonra Yeltsin’in Batıya açılma çabaları çerçevesinde Türkler de iş adamları ve tüccarlar vâsıtası ile bu ülkeyle ilişkileri gelişirdiler. Ne var ki, Bulgaristan ve Romanyanın da NATOya katılarak Karadenizin neredeyse bir NATO gölü hâline gelmesi  ve Ukraynadaki Batı destekli  Pomerançeva Revolutsia (Turuncu Devrim) da Ukraynanın Rusya’dan uzaklaşmasına sebeb olması Rusyayı rahatsız eden faktörlerdi. Ama 2004de iktidârı süklüm püklüm Viktor Yuşenko’ya teslîm eden Viktor Yanukoviç geçtiğimiz haftaki seçimleri kazanarak âlâ ü vâlâ ile devlet başkanı olarak geri geliyor. Buna Turuncu Devrimin rövanşı demek doğru olur. Kremlinde birilerinin ağzının kulaklarına vardığından kimsenin şüphesi olmasın. Gürcistan ve Kırgızistandaki çiçek isimli devrimlerden de artık ses soluk çıkmaz oldu. Bunlar dengelerin tekrar değiştiğinin alâmetleri. Karşılıklı ziyâretlerin sıklaşması ve bu arada Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu’nun tesîsinin Türkiye tarafından gündeme getirilmesi, bölgeyi ilgilendiren konular hakkında fikir alışverişinde bulunulması, enerji meseleleri  vesâirenin de bu çerçeve içerisinde mütalâa edilmesi gerekir diye düşünüyorum. İlişkilerin gelişmesinin ardında tabiî ki ekonomik menfaâtler yatmakta. 2008de Rusya ile ticâret hacmi 33 milyar dolardı. Putin ve Erdoğan 2015 yılında bu mikdârın üç misline çıkarılması görüşündeler. Bu yılın mayıs ayında da iki ülke arasındaki vize mecbûriyetinin kaldırılması planlanıyor. Bu ıvır zıvır ülkelerle vizenin kaldırılmasından daha önemli, çünki Rusya Mısır, Sûriye veyâ Lübnan vs. gibi ıvır zıvır bir devlet değil. Tabiatıyla bu ticâret hacminin gelişmesini de berâberinde getirecek. Ticârette doların devre dışı bırakılarak TL ve rublenin kullanılması bile konuşuluyor. Ticâretin ağırlık merkezi gaz ve petrol. Geçen yıl Rusyanın AtomStroiExport isimli firması Türkiyede ilk nükleer enerji santralı kurma ihâlesini kazandı. Rusyanın Gazprom firması da güneyden Avrupaya gaz götürecek boru hattı için Türkiyenin işbirliğini kabûl etmesini bekliyor. Yakın bir zamanda Türkiyenin gaz ihtiyâcının %80i Rusya tarafından karşılanacak. Her ne kadar bu gerçeğin Rusyaya olan bağımlılığı arttıracağı söylenmekte ise de gelişmekte olan yeni stratejik ortaklığın bir şantaja yol açmayacağı görüşü de mevcûd. Yalnız Rusyanın bu konuda sâbıkası olduğunu da akıldan çıkarmamak gerek. Peki, İran ve Azerbaycan petrolünü Avrupaya Gürcistan ve Türkiye üzerinden taşıyacak olan Nabucco Projesine bu arada ne olur? Gürcistanda henüz istikrârın tesîs edilememiş olması ve Batının mâlûm sebeblerden ötürü İranla henüz politik safhada olan çekişmesine bakılırsa zâten Türkiyeyenin ne kazanacağı belli olmayan bu projeden yakın bir gelecekte hareketlilik beklenmeyeceği  âşikâr. Bu arada Azerbaycan, tâbir câiz ise, kimseye fazla belli etmeden Güney Akımı projesine imzâyı attı bile. Rus günlük internet gazetesi Komersant Türkiyenin yakında İtalya ve Almanya ile birlikte Rusyanın stratejik ortağı olacağına da hükmetmişe benzer.
Ukraynanın yeni hükûmetle birlikte Rusyaya daha fazla yaklaşacağını şimdiden kestirmek mümkün. Böylece Türkiye, Ukrayna ve Rusya ile bölgede ağırlığını hissettirebilecek ülkelerden biri olacak, istese de, istemese de. Bu üç ülkenin siyâsî ve ekonomik işbirliği kendini çevre ülkelerde de elbette hissettirecektir. Meselâ Kafkas ülkeleri. Ekonomik bir darboğazda olan Ermenistan,  menfaâtinin Rusyanın da ikâzıyla Türkiye ile iyi geçinmek olduğunu er veyâ geç fark edecektir. Diyasporadaki birkaç serserinin parasıyla bir devlet ayakta duramaz. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki husûmetin bu sâyede AGİT filân gibi bölge ile alâkası olmayan devletlerin ukalâlığı araya girmeden hal olabilir, zirâ mantık bunu dikte ettirmektedir. Gürcistan da Amerikan kuklası Saakaşvili’den kendisini kurtarmak mecbûriyetinde. Belki o zaman Güney Osetya ve Abhazya problemlerinin hal olması kolaylaşacaktır. İran, eğer  o zamana kadar ayakta kalabilirse, siyâseten kontrol edilebilir bir ülke hâline sokulabilir. Bunun İsrâili rahatlatacağı ve diklenmesini  önleyeceği şüphesizdir. Bu üç ülke ağırlıklarını Filistin meselesinin çözümünde de hissettirebilirler. Türkiyenin ekonomik gelişmesi AB ile olan ilişkileri de muhakkak kolaylaştıracaktır.
Uzun lâfın kısası Türkiye bölgede yeniden oynanmaya başlanan Büyük Oyunda coğrâfî konumu sâyesinde yerini almışa benzer.  Ama satrançta olduğu gibi yapılan her hamlenin bir karşılığı da vardır. Amerikanın bu kadar dümen suyuna girmiş bir hükûmetin bu oyunda eli ne kadar sağlam olur, onu şimdiden kestirmek güç. Ayrıca bu oyun zekâ ve ciddiyet ister. Yâni başörtüsü polemikleri ve meclis yumruklaşmaları ile kazanılacak bir oyun değildir.

Bu haber 273 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
GAYRI CİDDÎ EKONOMİ09 Eylül 2010

FETULLAH GÜLEN GERÇEĞİ

SUSURLUK DOSYASI

ABD'NİN TÜRKİYE EMELİ

KÜRT DOSYASI

MEGOLA İDEA

12 EYLÜL GERÇEĞİ

 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ANKET

REFERANDUM'DA HANGİ OYU KULLANACAKSINIZ?



Tüm Anketler

 

Biber Hapı
Evden eve nakliyat

 

Atak Ajans
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi