| ||||||||||
| ||||||||||
|
ÖNEMLİ LİNKLER HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLARHABER ARA |
ATP - MHP BİRLEŞMESİ
07 Mart 2010, 23:58 Bir yazımda, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları irdelemiş ve bu durumda “Ülkücüyüm diyenin ne yapması” gerektiğini yazmıştım… Bazı şeyleri yeniden hatırlayarak devam edelim… Türkiye’nin içinde bulunduğu durum safların acilen netleştirilmesini gerektirmektedir. Üzerimize çöreklenen karabulut rengini daha da karartmakta, yeni ihanetlerin bereketli yağışlarıymışçasına aziz ve mübarek vatan topraklarına yağacağı günü beklemektedir. Sanki birileri de bu ihanet yağmurlarının bir an evvel yağması için yağmur duasına çıkmış gibi… Son yüzyılda milletimizin yaşadığı kaygılar hiçbir zaman günümüzdeki kadar korku verici boyutlara ulaşmamıştı… Aradan geçen onca yıla rağmen günümüz Türkiyesinin “Manzara-i Umumiye”si de 1919’dan farklı değil. Aradaki en bariz fark üniformalı düşman askerlerinin ortalıkta görünmemesi! Siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal “işgali” üniformalı düşman askerlerinin yerine içimizdeki gönüllülerin yapması direnişin azalmasına neden oluyor. Karşısında üniformalı düşman askerini göremeyen vatandaş, kendisi gibi konuşan, kendisi gibi camiye giden, kendisi gibi aynı partiye oy veren vs. “işgalciye” karşı eli kolu bağlı bir vaziyette olan biteni seyrediyor. İçinde bulunduğumuz durumun sonu oldukça kötü görünüyor. Bu işin sonu “karakolda” biteceğe benziyor. Belki okuyucularımızdan bizim gibi düşünmeyenler olacaktır ama ben ve benim gibiler “Manzara-i Umumiye”yi böyle görüyor. Benim endişe etmeme neden olan gelişmeler saymakla bitmez… Bu girizgâhı yaptıktan sonra madde madde tüm olumsuzlukları yazmıştım… Peki, o günden sonra neler değişti… Türk milliyetçisi ülkücülerin bir ve bütün olmaları gerektiği konusunda önemli gelişmeler yaşandı. Bu gelişmelerin en ciddisi Aydınlık Türkiye Partisi (ATP) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) arasında yaşananlar idi… Kısaca bahsetmek istiyorum… ATP, rahmetli Başbuğumuzun vefatından sonra yaşanan süreçte, kurucuları arasında benimde yer aldığım, ülkücüler tarafından kuruldu. Kısa sürede tüm Türkiye’de teşkilatlandık. Buna rağmen 1999 seçimlerine katılmadık. Seçimlerde baba ocağı bellediğimiz MHP’ye oy verdik. 3 Kasım 2002’de DYP ile seçim işbirliği yaptık. Ancak DYP’nin barajı aşamaması ile beklediğimizi bulamadık. Aradan geçen süre içinde AKP iktidar oldu ve Türkiye’nin tüm dengeleri alt üst oldu… 22 Temmuz 2007 seçimlerinde tek başımıza 41 il ve 43 seçim çevresinde seçimlere katıldık. 22 Temmuz seçimlerinde ben de, (aynı zamanda ATP Genel Başkan Yardımcısı sıfatı ile) memleketim Giresun’dan aday oldum. Bu sayede birkaç günlüğüne de olsa gelip hasret giderdim. Bu vesile ile seçimlerde bize oy veren herkese yeniden teşekkür ederim. Bu arada kurucu genel başkanımız Sayın Yıldırım Tuğrul Türkeş, MHP’den Ankara milletvekili seçildi… Genel Başkanımız MHP Erzurum eski milletvekili Oktay Öztürk ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çeşitli vesilelerle seçimlerden sonra ortaya çıkan tablo karşısında görüş alışverişinde bulundular. Artık bir ve beraber olmak gerekiyordu. Sayın Devlet Bahçeli 23 Şubat 2010 tarihinde MHP Meclis grup toplantısında ATP’yi ziyaret ederek, baba ocağına geri davet edeceğini duyurdu. Bu çok hoş ve büyük bir jestti. Sayın Bahçeli ertesi gün yanında Sayın Faruk Bal, Sayın Cihan Paçaçı ve Sayın Mehmet Taytak olmak üzere ATP Genel Merkezine üst düzey bir ziyarette bulunarak, bize bu daveti bizzat yaptılar. Çok samimi bir ortamda geçen bu ziyarette Genel Başkanımız Sayın Oktay Öztürk de, Sayın Bahçeli’ye bu çağrının karşılıksız kalmayacağını söyledi. Akabinde biz başkanlık divanında durumu görüştük ve bazı kararlar aldık. Bu arada zaten hafta sonu kurultayımız vardı ve bu konuyu oraya taşımaya karar verdik. 28 Şubat 2010 tarihinde yaptığımız kurultayda bu konuyu tüm çıplaklığıyla ele aldık ve oy birliği ile ATP’yi feshederek “Başbuğ ocağına”, MHP’ye geri dönme kararı aldık. Söz konusu “vatan’dı ve gerisi teferruattı” hem bizim, hem de MHP için... Herkes bu konuda zorlaştırmak yerine kolaylaştırmayı tercih etti... Kıymetli hemşerilerim ve ülküdaşlarım, söz konusu gerçekten vatandır. Ve biz ülkücüler vatan söz konusu olunca gözümüz hiç bir şeyi görmez… Bu haber duyulunca Türkiye’nin dört bir köşesinden tebrik telefonları almaya başladık. Özellikle Samsun, Bursa, Mardin, Denizli, Kütahya, Polatlı, Elazığ, İzmir, Adana, Manisa, Sivas ve özellikle Tirebolu’dan aldığım telefonlar beni çok mutlu etti. Hele bu telefonlardan birinde, benim Ülkücü İşçiler Derneği Genel Başkanlığı yaptığım dönemlerdeki il başkanlarımdan birinin sevinçten hüngür hüngür ağlaması yok mu, işte sözün bittiği yer burasıydı… Görünen köy kılavuz istemez! Vatan ve milletimiz derin bunalımların eşiğindedir. Bu durumda yapılacak şey, “üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi?” Biz üzüm yemekten yanayız! Kimse ile şahsi bir kavgamız yoktur. Tek derdimiz vatan ve milletin bekasıdır. Artık “armudun sapı, üzümün çöpü” deme vakti çoktan geçmiştir. Hedefimiz aynıdır: AKP’den kurtulmak ve tek başına iktidar olmak! Allah yardımcımız olsun… Bu haber 235 defa okunmuştur.
|
SUSURLUK DOSYASI ABD'NİN TÜRKİYE EMELİ KÜRT DOSYASI MEGOLA İDEA 12 EYLÜL GERÇEĞİ
|
||||||||
|
Atak Ajans Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||