| ||||||||||
| ||||||||||
|
ÖNEMLİ LİNKLER HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLARHABER ARA |
KIBRIS SICAK, ÇOK SICAK (1)
29 Temmuz 2010, 01:18 KKTC Nisan’da Cumhurbaşkanlığı seçimi, Haziran’da yerel seçim derken 20 Temmuz’u buldu. Bu yıl 20 Temmuz “geleneksel kutlamalar”ın yanısıra 36 yıllık KTHY’nin bat(ırıl)ması, yeni maaş-personel rejimi, devlet dairelerinde tam gün mesai tartışmaları ile yaşandı.. Dış siyasette “müzakereler” devam ederken iç siyasette bir tür moratoryum yaşanıyor sanki.. İktidar partisi UBP Eroğlu sonrasının doğum sancılarını yaşıyor. Hükümet azınlıkta.. Kasım kurultayı’na kadar yeni dengeler oluşuyor, bozuluyor, araştırılıyor. Bütün bunlar olurken bir yandan da ırmağın neredeyse akış yönünü değiştirecek, ezberleri bozacak bazı gelişmeler cereyan ediyor. 1.Hristofiyas, Papandreu’nun “Bir adım öndeyiz” dediği adımlar atıyor. a) Strovolo’da gerçekleştirilen “İşgal Bölgeleri Anısı” isimli etkinlikte yaptığı konuşmada (Simerini) iki bölgeli federasyonun 1974 öncesinden beri geçerli olduğunu, Makarios’a yapılan darbeden ve bunu izleyen Barış Harekatı neticesinde toprağın ve nüfusun ayrılmasından sonra “uygulanamaz ve uyumsuz olmasına rağmen artık şart olduğunu” söylüyor, “74’teki ihanet maalesef bize iki bölgeli, iki toplumlu federasyondan daha iyisini talep etme olanağı tanımıyor” diyor ve “Bu çözüm bizim taraf açısından, vatanımızı kurtarmayı başarmak için tarihi bir uzlaşıdır. Bu çözüm Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yüzde 37’sinin işgal edilmesini gündeme getiren ihanetin bir bedelidir. Darbeciler, işledikleri suçlarla bize başka seçenek bırakmadılar ve 1974’ten önce uygulanamaz ve uyumsuz olan, Attila’nın getirdiği toprağın ve nüfusun ayrılmasından sonra şart oldu” noktasına geliyor. b) Rum Başkanlık Binası’nda 15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası’nın Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği Darbe’nin yıldönümü dolayısıyla düzenlenen kınama etkinliğinde bir yandan “Türkiye, Kıbrıs Türk toplumunun demografik yapısını değiştiriyor ve kuzeydeki topraklarda yasa dışı kolonizasyon yapıyor” derken buna paralel olarak da “çok sayıda Kıbrıslı Türk, işgal altındaki bölgelerde çıkmaz içindedir, bunlar olasılıkla, özgür bölgelere dönmeyi tercih edecekler, mallarını ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na göre iki toplumlu olan Kıbrıs Devleti’nin idaresine katılımı talep edecekler” diyor. c) Ve “üç boyutlu” yeni bir “öneriler paketi” açarak mülkiyet, toprak ve Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konularının birbiriyle bağlantılı ele alınması gerektiğini ileri sürerek önerilerden biri olan aa)mülkiyet konusunu, "toprak, göçmenlik, vatandaşlık, yabancılar ve iltica başlıklarıyla ilişkilendirdiklerini" kaydediyor. bb)İkinci önerisinde Hristofyas, Türkiye'den, kapalı Maraş'ın Rumlara verilmesini istiyor ve eş zamanlı olarak Gazimağusa Limanının AB gözetiminde açılmasını, ayrıca "ortak kültürü teşkil eden şehrin restorasyonunu" öneriyor. Maraş'ın Rumlara verilmesi için, Türkiye'nin önce Maraş'ı BM'ye vermesi çağrısı yapan Hristofyas, bunun arkasından Rumlar'ın, eski Mağusa şehrinin restorasyonu sorumluluğunu üstleneceğini bildiriyor, kapalı Maraş bölgesinin iade edilmesiyle eş zamanlı olarak Mağusa Limanı'nın Avrupa Birliği (AB) gözetimi altında, Kıbrıslı Türkler tarafından ticaret yapılması için açılacağını ve Kıbrıslı Türkler'in böyle bir öneriyle, Mağusa Limanı'nı kullanarak AB ile olan ilişkilerin geliştirilmesinden yararlanacağını öne sürüyor. Ve cc) Üçüncü olarak da, Kıbrıs sorununun iç yönlerinde anlaşma safhasına gelindiğinde, uluslararası boyutları bulunan yabancı askerlerin varlığı ve Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konularında uluslararası konferans düzenlenmesini içerdiğini kaydediyor. Uluslararası konferansın BM tarafından toplanması, buna, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin, AB'nin, garantör ülkelerin, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin' (Kıbrıs Rum yönetimi) ve iki toplumun katılması gerektiğini savunan Hristofyas, "uluslararası konferansın, Kıbrıs sorununun garantiler, güvenlik, yabancı orduların mevcudiyetinin dahil olduğu uluslararası boyutuyla meşgul olması gerektiğini"; sadece, "garantiler ve yabancı ordular boyutları" konusunda uluslararası konferansa katılabileceğini ifade ediyor. Yâni Hristofiyas kısaca; iki bölgeli federasyon uygulanamaz ve uyumsuz olmasına rağmen artık şarttır; çok sayıda Kıbrıslı Türk, işgal altındaki bölgelerde çıkmaz içindedir ve büyük olasılıkla, “özgür bölgelere” dönmeyi tercih edeceklerdir diyor ve bir anlamda neredeyse “torba anlaşma” öneriyor. Başlangıçtan itibaren görüşmelerde “bir konuda anlaşılmadıkça, hiçbir konuda anlaşılmış olunmaz” ilkesi yürürlüktedir. Birbiriyle evet ilgili ama kendi başlarına bile son derece karmaşık mülkiyet-toprak ve “yerleşikler” konularını aynı başlıkta irdelemek; yorgunu yokuşa sürmek, olmayacak duaya âmin demek, bu iş nasıl sürüncemede bırakılır onun deneme alıştırmalarını yapmak demektir. (Ha bu arada aklıma geldi, Talât ile bunları görüşmediyseniz ne görüşmüştünüz? Çay-kahve içip yoldaşi muhabbeti mi yapmıştınız? Neden görüşmediniz de sona bırakmıştınız?) Hristofiyas hiçbir şey yapmıyor ama görüşmeler sürerken, orta yerde “jest” istiyor, Maraş’ı yan cebime koyun diyor. Koyun ki iyi niyetinizden emin olup görüşmelere devam edeyim.. Maraş’ı verirseniz ben de Magosa limanını açarım diyor.. Hristofiyas’ın “Maraş-Magosa heybesi” ile ilgili 15 Temmuz tarihli bu önerisi, AB ile paslaştıklarının, müşterek hareket ettiklerinin en güzel belgesidir. Çünkü Temmuz’un 9’unda AB’nin yeni Verhaugen’i Stefan Fule, “Magosa limanının açılması konusunda iki toplumun temsilcilerini toplantıya davet edeceğini” söylemişti. Kıymetli Kotak gene kızacak ama Maraş’ın kapalı kalması Ecevit’in yanlışıdır.. Maraş’ı kapalı tutunca Rum 74’den beri “Nasıl olsa Maraş cebimde, başka ne vereceksiniz?” düşüncesine takılıp kalmıştır. Sonra anlamıyorum, “belki” anlaşma olursa; Rum’dan alacağımız yüzlerce dönüm toprak karşılığında yine “belki” sadece Maraş’ı vereceğiz.. Neden şimdiden verelim? Anlamadığım diğer bir nokta; yahu bu Maraş da, Magosa da halen bizde değil mi? Magosa limanı açık değil mi,halen çalışmıyor mu? Hristofiyas bizim malımızla bize jest yapacak. Maraş’ı alıp, limanı açacak? Neye açacak? AB ticaretine? Nereden biliyor AB ülkelerinin bunu kabul edeceğini? Liman AB’ye açılırsa a) Kıbrıs Türklerine uygulanan ambargolar mı kalkacak? b) Yoksa Türkiye’nin AB yolu mu açılacak? Ve Hristofiyas en son; Türkiye’nin tezi olan “uluslar arası konferans”ı, ancak “iç konularda anlaşma olduktan sonra” düşünebileceğini söylüyor. İç konularda anlaşma olup, yâni bütün Kıbrıs Türkleri güneye dönüp, yerleşikler postalanıp, işgal güçleri “yollatılıp”, Maraş verilip, liman da ortak kullanıma açıldıktan sonra.. Biri bu adama dur desin.. Yarın kimlerin nasıl dediklerini inceleyeceğiz.. Bu haber 77 defa okunmuştur.
|
SUSURLUK DOSYASI ABD'NİN TÜRKİYE EMELİ KÜRT DOSYASI MEGOLA İDEA 12 EYLÜL GERÇEĞİ
|
||||||||
|
Atak Ajans Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||